Goethe vs. Rammstein: Kim Döver?

Goethe vs. LindemannTembellikten uzun zamandır yazmayı düşünüp yazamadığım bir yazı bu. Aslında 2010 yılında yayımlanmış olan bir makalenin Türkçe özeti diyebiliriz. Julia Kneer, Diana Rieger, Lena Frischlich ve Daniel Munko tarafından yazılmış olan makalenin ismi Goethe versus Rammstein: who is allowed to play with madness? The influence of musical taste on prejudice against heavy metal lyrics [1]. Makale özetle Heavy Metal şarkı sözlerine ilişkin toplumdaki önyargıyı ele alıyor. Kullandıkları yöntem ve elde ettikleri sonuçlar gerçekten harika.

Araştırma için Alman şair Goethe‘nin Heidenröslein şiiri ile Rammstein‘ın Rosenrot şarkısı seçilmiş. Esasen Rosenrot Heidenröslein‘dan ilham alınarak yazılmış olan ve benzer bir temaya sahip bir şarkı ve seçilmesinin sebebi de bu. Bu iki eserden bazı bölümleri metalcilere ve metalci olmayanlara okutmuşlar. Okuturlarken de değişik varyasyonlar kullanmışlar. Mesela Goethe’nin şiirini okutup “bu bir Rammstein şarkısı” demişler ve insanların tepkilerini ölçmüşler. 1 ila 7 arası bir skalada sözlerin ne kadar vahşi (brutal) olduğunu oylamalarını istemişler.

Metalci olmayanlar, Rammstein şarkısı zannederek okudukları Goethe şiirini en brutal eser olarak değerlendirmişler (3,2/7). Bu aynı zamanda araştırmada ortaya çıkan en yüksek brutalite skoru. Sonra doğruyu söyleyerek okuttuklarında değer 1,4/7’ye düşmüş (bkz: Grafik 1). Nasıl ama?

Metalciler ise her iki koşulda ağırlıklı olarak Goethe şiirinin daha brutal olduğunu düşünmüşler. Bu sonuç aslında gerçeğe en yakın olanı. Çünkü araştırmacılar da Goethe’nin şiirinin daha brutal olduğunu düşünmekteler.

goethevsrammstein_chartGrafik 1. Müzik zevki, yazar bilgisi ve gerçek sözlerin işlevi açısından brutalite oranları.

Araştırmadan çıkan sonuç, sanatçı isminin yarattığı “etiket”in algıda ne kadar önemli bir rol oynadığı. Heavy Metal’in toplumda ne tür bir stereotip haline geldiği yine araştırmada çok net görülebilmekte. Dünyanın hemen hemen her yerinde insanlar hala Heavy Metal’in özellikle çocuklar üzerinde kötü örnek oluşturduğunu düşünüyorlar. Yani, Goethe yazınca bir şey yok; Rammstein yazınca auvvv.

Son bir sonuç da, grafikte görüleceği üzere metalcilerin verdiği cevapların metal dinlemeyenlere göre daha stabil ve istikrarlı olduğu. Dolaylı olarak, metalcilerin daha önyargısız ve mantıklı düşünmüş oldukları sonucuna da varabiliriz.

Kıssadan hisse: Edebiyat iyidir; metal de iyidir. Okumadan etmeden yorum yapmak yasaktır.

Not 1: Merak edenler Heidenröslein ve Rosenrot‘un hem orijinal Almanca versiyonlarını hem de İngilizce ve Türkçe çevirilerini aşağıda bulabilirler. Bakalım siz ne düşüneceksiniz?

Not 2: Makalenin tamamını okumanızı öneririm.

Not 3: Bu da bonus:


Goethe – Heidenröslein (Orijinal Almanca) [2]

Sah ein Knab’ ein Röslein stehn,
Röslein auf der Heiden,
War so jung und morgenschön,
Lief er schnell es nah zu sehn,
Sah’s mit vielen Freuden.
Röslein, Röslein, Röslein rot,
Röslein auf der Heiden.

Knabe sprach: “Ich breche dich,
Röslein auf der Heiden.”
Röslein sprach: “Ich steche dich,
Dass du ewig denkst an mich,
Und ich will’s nicht leiden.”
Röslein, Röslein, Röslein rot,
Röslein auf der Heiden.

Und der wilde Knabe brach
‘s Röslein auf der Heiden;
Röslein wehrte sich und stach,
Half ihr doch kein Weh und Ach,
Musste es eben leiden.
Röslein, Röslein, Röslein rot,
Röslein auf der Heiden.

Goethe – Rose on the Heath (İngilizce) [2]

Saw a boy a little rose,
little red rose on the heath,
young and lovely like the morning.
So he ran to have a close
look at it, and gladly did.
Little rose, little rose,
little red rose on the heath.

Said the boy: I will pick
you, my red rose on the heath!
Said the rose: I will prick
you and I won’t stand it,
and you won’t forget me.
Little rose, little rose,
little red rose on the heath.

And the rough boy picked the rose,
little red rose on the heath,
and the red rose fought and pricked,
yet she cried and sighed in vain,
and had to let it happen.
Little rose, little rose,
little red rose on the heath.

Goethe – Kırgoncagülü (Türkçe) [3]

Bir çocuk bir goncagül gördü,
Kırdaki goncagül,
O kadar genç ve sabahgüzeliydi ki o
Hızlıca koştu çocuk ona yakından bakmak için
Pek sevinerek izledi onu.
Goncagül, goncagül, goncagül kırmızı,
Kırdaki goncagül.

Çocuk konuştu: Seni koparırım,
Kirdaki goncagül!
Goncagül konuştu: Ben de seni öyle iğnelerim ki,
Hep beni düşünürsün sonra,
Ve izin vermem bunu yapmana.
Goncagül, goncagül, goncagül kırmızı,
Kırdaki goncagül.

Ve yaramaz çocuk kopardı
Kırdaki goncagülü;
Goncagül savundu kendini ve iğneledi çocugu,
Ama o bana mısın demedi, ne bir ah dedi ne de bir vah,
Boyun eğmek zorundaydı yani goncagül.
Goncagül, goncagül, goncagül kırmızı,
Kırdaki goncagül.


Rammstein – Rosenrot (Orijinal Almanca) [4]

Sah ein Mädchen ein Röslein stehen
Blühte dort in lichten Höhen
Sprach sie ihren Liebsten an
ob er es ihr steigen kann

Sie will es und so ist es fein
So war es und so wird es immer sein
Sie will es und so ist es Brauch
Was sie will bekommt sie auch

Tiefe Brunnen muss man graben
wenn man klares Wasser will
Rosenrot oh Rosenrot
Tiefe Wasser sind nicht still

Der Jüngling steigt den Berg mit Qual
Die Aussicht ist ihm sehr egal
Hat das Röslein nur im Sinn
Bringt es seiner Liebsten hin

Sie will es und so ist es fein
So war es und so wird es immer sein
Sie will es und so ist es Brauch
Was sie will bekommt sie auch

Tiefe Brunnen muss man graben
wenn man klares Wasser will
Rosenrot oh Rosenrot
Tiefe Wasser sind nicht still

An seinen Stiefeln bricht ein Stein
Will nicht mehr am Felsen sein
Und ein Schrei tut jedem kund
Beide fallen in den Grund

Sie will es und so ist es fein
So war es und so wird es immer sein
Sie will es und so ist es Brauch
Was sie will bekommt sie auch

Tiefe Brunnen muss man graben
wenn man klares Wasser will
Rosenrot oh Rosenrot
Tiefe Wasser sind nicht still

Rammstein – Rosenrot (İngilizce) [5]

A girl saw a little rose
It bloomed there in bright heights
She asked her sweetheart
if he could fetch it for her

She wants it and that’s fine
So it was and so it will always be
She wants it and that’s the custom
Whatever she wants she gets

Deep wells must be dug
if you want clear water
Rose-red, oh Rose-red
Deep waters don’t run still

The boy climbs the mountain in torment
He doesn’t really care about the view
Only the little rose is on his mind
He brings it to his sweetheart

She wants it and that’s fine
So it was and so it will always be
She wants it and that’s the custom
Whatever she wants she gets

Deep wells must be dug
if you want clear water
Rose-red, oh Rose-red
Deep waters don’t run still

At his boots, a stone breaks
Doesn’t want to be on the cliff anymore
And a scream lets everyone know
Both are falling to the ground

She wants it and that’s fine
So it was and so it will always be
She wants it and that’s the custom
Whatever she wants she gets

Deep wells must be dug
if you want clear water
Rose-red, oh Rose-red

Deep waters don’t run still

Rammstein – Rosenrot (Türkçe) [6]

Bir kız küçük bir gül görür
Yüksek tepelerin birinde açmış bir gül
Eğer o gülü oradan ona getirirse
Onun bir tanesi olacağını söyler

Kız bunu istiyor ve bu iyi birşey
Bu hep böyleydi ve böyle olacak
Kız bunu istiyor ve bu böyle gelmiş böyle gidecek
Ve o ne zaman birşey isterse mutlaka elde eder

Eğer tertemiz suları görmek istiyorsan
Derin kuyulara inilmeli
Kırmızı gül kırmızı gül
Derin sular durgun değil

Oğlan dağa binbir zorluk içinde tırmanır
Dağın manzarası umrunda bile değil
Sadece aklında o küçük gül var
Ve o gülü bir tanesine getirebilmek

Kız bunu istiyor ve bu iyi birşey
Bu hep böyleydi ve böyle olacak
Kız bunu istiyor ve bu böyle gelmiş böyle gidecek
Ve o ne zaman birşey isterse mutlaka elde eder

Eğer tertemiz suları görmek istiyorsan
Derin kuyulara inilmeli
Kırmızı gül kırmızı gül
Derin sular durgun değil

Oğlanın bastığı yerlerden birinde bir taş kırılıyor
Artık o tepenin üzerinde durmak istemiyor
Bir çığlık kopuyor ve artık herkes biliyor
Gül ve oğlan aşağıya düşüyor

Kız bunu istiyor ve bu iyi birşey
Bu hep böyleydi ve böyle olacak
Kız bunu istiyor ve bu böyle gelmiş böyle gidecek
Ve o ne zaman birşey isterse mutlaka elde eder

Eğer tertemiz suları görmek istiyorsan
Derin kuyulara inilmeli
Kırmızı gül kırmızı gül
Derin sular durgun değil


Kaynaklar:
1. http://www.researchgate.net/profile/Nelson_Varas-Diaz/publication/257429654_Can_progressive_metals_narrative_inform_social_stigma_theory_Pain_of_Salvations_The_Perfect_Element_Parts_1_and_2_as_examples/links/0046352544888936f8000000.pdf#page=18
2. https://en.wikipedia.org/wiki/Heidenr%C3%B6slein
3. https://eksisozluk.com/entry/1407773
4. http://www.azlyrics.com/lyrics/rammstein/rosenrot.html
5. http://herzeleid.com/en/lyrics/rosenrot/rosenrot
6. http://www.garaj.org/soz-tab/6MQ/rammstein-rosenrot-turkce-ceviri

ÖSYM Sınavları Üzerine

ÖSYM ile ilk resmi işlemimi 1998’te ÖSS’ye başvururken yapmıştım. O zamandan bu zamana, bu kurumun yaptığı birçok sınava girdim. Sınavlarım kah iyi kah kötü geçti. Sınavım nasıl geçmiş olursa olsun, o büyük stresin belki de tek keyifli yanı ertesi gün gazetelerde yayımlanan sorulara bakıp sınavı tekrar çözmek ve nerede yanlış yaptığımı görmekti. Hatta gazetelerin o sayfalarını kesip arkadaşlarla buluşup tartışırdık. Maalesef, sınavların bu basit ama öğretici özelliği artık yok. Sebep ise ÖSYM’nin soru bankası oluşturma kararı. Böyle açıklanmasına rağmen ben hatalı soruların yayımlanmasını istememelerinden de şüphe ediyorum.

13 yıllık İngilizce öğretmeniyim ve İngiliz Dili üzerine doktora yapıyorum. 5 Nisan 2015’te yapılan YDS’den 96,25 puan aldım. 80 soru içinden 3 yanlışım çıkmış ancak hangi sorularda yanlış yaptığımı göremiyorum. Oysaki, benim bu yanlışları görebilmem, tartışabilmem ve belki de itiraz edebilmem gerekir. Burada maksadım “ben her şeyi bilirim, yanlış yapmış olamam” demek değil. Sadece işin bir uzmanı olarak nerede hata yaptığımı görmek istiyorum, hepsi bu. Bunu hem kendi gelişimim için, hem de öğrencilerime aktarabilmek için istiyorum.

Öğrenmeyi etkileyen faktörlerden biri elde edilen sonucun bilinmesidir*. Yapılması gereken, sınavları sadece bir maç olarak görmeyip öğretici etkisini de göze alarak cevapların yayımlanması ve sınava girenlerin performanslarını görmelerinin sağlanmasıdır. Ancak bu sayede sınavlardan maksimum verim sağlayıp kendimizi geliştirebiliriz.

Umarım ÖSYM kararını tekrar gözden geçirir ve soruları yayımlamaya başlar. Bu sadece şeffalık için değil kişisel gelişim için de çok önemli bir konu.

*Abanoz, Müzeyyen, 2011, LYS Sosyoloji Psikoloji Mantık Cep Kitabı. (p. 50)

Eğitim mi Daha Maliyetli, Eğitimsizlik mi?

2014-12-25_01Yukarıdaki fotoğrafı Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servis girişinde çektim. Bu kare bana göre eğitimsizliğimizi ve (dolayısıyla) kural tanımazlığımızı suratımıza olanca gücüyle vuruyor. Karedeki detayları yakından uzağa doğru inceleyelim.

İki şeridin arasında gördüğünüz plastik turuncu şerit ayırıcılar UÜ Rektörlüğü’nün laf anlamaz sürücülerin yola park etmesini önlemek için geliştirdiği önlemlerin sonuncusu ve en başarılısı. Önceden denenen yöntemler arasında yol boyunca devriye atan güvenlik görevlileri, sağ şeride konulan levhalar ve hatta sağ şeride gerilen zincirler mevcuttu. Oysaki, yolun başına konulacak olan bir “park edilmez” levhası ile iş çözülebilirdi – üstelik levha her zaman vardı. Fakat, gel gelelim, hedef kitle bundan anlamayacak kadar eğitimsiz olduğu için mutlaka aşırı ve masraflı önlemler almak gerekiyor.

Fotoğrafın biraz üst kısmına doğru gözümüze çarpan detay aşağı doğru inen virajlı yol (acil servis girişi) üzerinde bulunan benzer şerit ayırıcılar. Neden mi? Çünkü acil servis girişine park edecek kadar kazma insanlar olduğu için. Bir levha asla yetmez. Lütfen daha fazlasını isteyiniz!

Aynı yolun sağındaki kaldırım boyunca ise sarı metal direkler dikkatimizi çekiyor. Evet, doğru tahmin ettiniz. Bunlar da acil servis girişinin kaldırımına park eden tipler için düşünülmüş detaylar. Eğer bu önlem alınmasaydı aşağıdakine benzer bir görüntü ortaya çıkabilirdi.

2014-12-25_02

Bu fotoğrafı da Bursa’da çektim. Alışmamış şehre bisiklet yolu yaparsanız, adam gelir o yolun ortasına işte böyle park ediverir. Üstelik yolun solundaki park cebi tamamen boşken…

UÜ Rektörlüğü’nü çabası ve sonuçta ulaştığı başarı için tebrik ediyorum. Ancak işin bu raddeye gelmek zorunda kalması ve kurallara sonuna kadar uymama eğilimini görmek tam anlamıyla kendimizi sorgulamamızı gerektiren bir olgu. Tam maliyeti nedir bilmiyorum ama bir iki levha ile ulaşılabilecek amaç için binlerce lira para harcanıyor. Kuralları ihlal eden herkes – hepimiz – için cebimizden biraz daha fazla para çıkıyor. Ondan sonra da akıllı sayaç alıp elektrikten tasarruf ettik falan diye seviniyoruz.

Trafik ile ilgili verdiğim bu örnek toplumda gördüğümüz tüm sorunlara uyarlanabilir. Örneğin, kavga-gürültü yerine konuşarak anlaşmayı öğretebilirsek daha az polise ve güvenlik görevlisine ihtiyaç duyabiliriz. Türk üniversitelerinde neredeyse hocalar kadar çok güvenlik görevlisi varken neden Avrupa’daki üniversitelerde hiç yok? Çünkü gerek yok. Okula satırla, bıçakla giden tipler yok da o yüzden gerek yok.

Avrupa’daki havaalanlarının girişlerinde bile detektör yokken, kıytırık AVM’lerin bile tüm kapılarında var ve hepsinin başında da bir ya da iki güvenlik görevlisi duruyor. Görevleri alışveriş merkezine bıçakla ya da tabancayla giren mandaları ayıklamak.

Ulaşım alanından bir örnek vermek gerekirse, Avrupa’daki metro istasyonlarının çoğunda turnike yoktur. Yani, teknik olarak biletsiz bir şekilde metroya binebilmemiz mümkündür. Fakat yine de herkes bilet alarak biner. Çünkü insanlar ulaşım sektörünün edeceği zararın sonunda kendi ceplerinden çıkacağının bilincindedir. Hatta işin pragmatik boyutu bir yana, böyle bir şeyin etik olmadığını da bilirler. Ülkemizde ise, her metro istasyonunda bol miktarda turnike mevcut. Üstelik turnikelerin yanında üst arama cihazlı güvenlik görevlileri var. Bu tür uygulamaları hak ediyoruz, çünkü en küçük bir fırsatta bile metroya bedavaya binmeye çalışacağımız kesin.

Aşağıdaki fotoğraf İstanbul metrosundan.

Bu fotoğraf ise Münih metrosundan. Dikkat ederseniz sadece sağ tarafta biletinizi okutacağınız bir makine var. Onun dışında bir turnike sistemi yok. Üstelik burası Avrupa’nın en büyük havaalanlarından biri olan Münih havaalanınındaki metro istasyonu.

Bu örneklerden daha kötüsü de tüm bu uygulamaların gerekli olduğu ve haklı gerekçelere dayandığı gerçeği. Ne demiş Brutal Truth: Extreme conditions demand extreme responses.

Kıssadan hisse: Eğitime yapılan yatırım uzun sürede de olsa misliyle geri dönecektir.